Hıdrellez


.
Hıdrellez… Baharın gelişinin havalarının güzelleşmesinin güneşin parıldamasının habercisi! Ve bir de dilekler..

Yine hıdrellez günü geldi çattı diyebilirim. Küçük bir heyecan var kıpır kıpır yapan :) Kışı geride bıraktık, kalın kalın giysileri de.. Güneş de içimizi ısıtıyor zaten.. Daha bir enerjik daha bi neşeliyiz bu günler.. Aşklar, çiçekler, böcekler lay lay lom…

Hıdrellez’de yapılan dileklere, yıllardır devam eden geleneklere inanır mısınız bilmiyorum ama biraz da fal misali sanırım fala inanma falsız da kalma durumu var. Geçmiş yıllarda bu dönemde genelde Ankara’da olduğumdan malumunuz gül ağacıymış denizmiş bulmak pek de mümkün olmadığından çeşitli yöntemlerle bunu gerçekleştirmeye çalışırdık. Mesela bir keresinde gecenin bi saatinde kağıt kalemi alıp dileklerimizi sıralamıştık bir arkadaşımla birlikte. Sonra da sitede gül ağacı bulup onun dibine kağıtlarımızı gömme kararı almıştık. Tabi insanların bize deli gözüyle bakmaması için bunu makul şekilde yapmamız gerekiyordu. Ne mi yaptık? Birimiz gözcülük diğerimiz de kazma gömme işini hallettik sırayla :) Buraya kadar tamam. Mutlu mesut çıktık evimize. Ertesi akşam olduğunda hatırladık ki bizim gömdüğümüz kağıtları geri almamız lazımdı. Yine gece yarısına yakın bi saatte apar topar kağıtlarımızı gömdüğümüz yerden çıkarmaya gittik. Tabi bu yer birazcık göze batabilecek bi yerdi. Neresi mi? Apartmanın girişi nerdeyse diyebilirim. Buradan tabi biraz sır gibi olan bir şeyi de açıklamış oluyorum:) Ama neyse artık orda oturmuyorum zaten :) Arkadaşım yazdığı dilek kağıdını bulup çıkarmıştı. Bense kazmaya devam ediyordum ve bunu ellerimle yaptığımı itiraf etmeliyim. Bayağı köyden indim şehre misali anlayacağınız:) Kağıdı bi türlü bulamıyordum. Bu sırada apartmana girenler vardı ve bayağı rezil olmuştuk. Gerçekten halimiz utanç vericiydi. Nerdeyse pijamayla iki kız bahçeye çıkmış ve gül ağacının dibini kazıyor! Geçenler bizden küçüklerdi de biraz paçayı sıyırmış olduk. Gerçi onlar da kendi aralarında konuşup gülüştüler ama biz de halimize gülüyorduk zaten. Uzun uğraşlar sonucu… kağıdı bulaMAdım :)) Demelerine göre kağıdın erimiş olması iyi bir şeymiş dileğim gerçekleşirmiş. Hmm dileklerin oldu mu derseniz tam anlamıyla olduğunu söyleyemeyeceğim bi kısmı diyelim :) Ama bayağı güzel bi anı olarak kaldı bu…

Geçen yılki hıdrellezde de son anda haberim olmuştu. Onda da bir kağıda dileklerimi çizip asmıştım. Ama gül ağacına değil! Bir önceki tecrübemden sonra bunu yapmama kararı almıştım. Sonra da o kağıt birkaç ay bir köşede denize atılmayı bekledi. Dediğim gibi Ankaradaydım. Nerden bulayım deniz kardeşim :) Daha sonraları suyla akıp kayboldu gitti de...Onun da maceralı bi hikayesi var ama hiç girmeyeyim şimdi bilen biliyor.. :) Neyse. Oradaki dilekler de çok farklı değildi. Pek de gerçekleştiğini söyleyemeyeceğim. Biraz uzun vadeliydi ama olsun !
Gelelim bu seneye…Evet artık kendi evimdeyim yeniden. Gül ağacım da var denizim de :)) Yani bu sene tam anlamıyla dileklerimi dileyeceğim. Bakalım, umutluyuz.. :) Sizler de unutmayın sakın :) Dileğinizi çiziyorsunuz ya da bi kağıda yazıp/çizip gül ağacının dibine gömüyorsunuz. Sabah da gömdüğünüz yerden alıp daha sonra denize atıyorsunuz ve de gerçekleşmesini bekliyorsunuz. Biraz pozitif düşünelim dimi?

Hadi hayırlısı :) Umarım bu Hıdrellez’de dilediğiniz tüm dilekleriniz gerçek olur! :)

Sevgiler..


Merve Kılıç

Geçen seneyle ilgili edit: Sanırım ayrıntılı yazmak gerekiyor bu dilekleri öyle şekille filan olmuyor. Deniz kenarında ev istedim oldu ama çizdiğim çöp adamdan hala ses yok :) bi de çizdiğim dolarlar sanırım benden çıkan paralar bana gelenler değil :) bi yanlış anlaşılma olmuş bu sene düzelteceğiz inşallah :) nokta

10 Mayıs' 12 tarihli edit: Bu seneki dileğim çok basitti. İstanbul'da kalmak. Geçen sene bir çöp adam çizmiştim. Dilekleri denize geç dökmüştüm ondan gecikmeli geldi sanırım bu dileğim. Ne hoş :)




.

Kimim Ben?

.
Özlediklerim var içimde yarım kalanlar ve asla tamamlanmayacak parçalar var. Bir yanı değil birkaç yanı eksik yaşantımın. Burukluklar var biraz kalp kırıklıkları. İçimde bir ben var. Fırtınalar geldi geçiyor. Bir zırhım var benim çıkartıp atmaya korktuğum. Güvensizliklerim var. Bir de ben var işte. Tanıdığınızı sandığınız. Aslında kimim ben? Neler hissediyorum, ne düşünüyorum? Beklentim de yok gerçi. Heyecanlar yaşamıyorum artık. Pek ağlayamıyorum da.. Ağlamak için yaş mı gelmeli? İçime akıttıklarımı, kendimle konuşmalarımı biliyor musun? Yaklaşmayın bana. Yanıyorum ben kor gibi. Uğraşmayın boşuna alevlenmek istemiyorum daha. İçin için yanıp kül olurum belki, bi gün de yeniden doğarım. O gün gelir ya.. Beklemek kafi.. Söyleyin kimim ben?

Merve Kılıç
.
.
Unutmak için vazgeçmek gerekir. Sonra da ardına bakmadan gitmek ve düşünmemek. Düşünmemeye çalışmak diye bir şey yok aslında. Adı gibi saçma! Bir şey için çabalarken nasıl düşünmezsin... Önce yapılması gereken yeni bir sayfa açabilmek. Geçmişten öğrendikklerinle daima ileriye gitmek.. Eğer bıraktıklarınla çok ilgilenirsen, duraksarsan yolunda geride kalmaya mahkumsun.. O zaman yazık sana!

M.K.
.

.

belki bir gün........................


.
Bi gün olurda ilerde ardında yıllar bırakmışken sen, gözlerin gerçekten içten mi güler? mutluluk oyunu mu oynarsın? pişman olur musun? ya zaman da geçtiyse habersiz.. o vakit geriye dönüp yeniden başlayacak gücün var mı? her şeye sil baştan.. yoksa çok mu yorgunsun artık? gerçek sandıkların yalan mı çıktı senin de? ya inandıkların? yarı yolda mı kaldın yine? sen güvenme onlara... geç olsa bile sil baştan yaşamaya var mısın? bir hiç gibi ya da her şey sensin her şey benimmiş gibi... ve o gün de biliyorum gelecek belki rüyalarda yaşanacak...bir varmış bir de yokmuş gibi...

Merve Kılıç

.

hayat karmaşası


.

Her şey biter bazen. Söylecek tek sözünüz kalmaz. Her şeyi bi rüya kabul etmek istersiniz. Sanki gözünüzü açacaksınız ve hafızanızda yarım kalmış bi hikayeye kaldığınız yerden devam edecekmişsiniz gibi. Sanki hiçbir şey olmamış hiçbir şey yaşanmamış gibi. Tüm kalp kırıklıkları geride kalmış toz pembe bi dünya istersiniz. Yalanlardan iki yüzlülükten uzak. İnsanların her gün ayrı birer maskeye bürünüp farklı kimliklerle dolaşmadığı bi dünya. Gerçekten ne isek o. Sadece biz olarak. Tüm olumsuzluklardan arınmış bi şekilde. Mutluysak mutlu, aşıksak aşık, heyecansa heyecan. Ama hepsini dibine kadar yaşayarak.. O duyguyu içimizde benliğimizde hissederek.. İnsan olmanın farkına vararak.. Doğaya bırakarak kendimizi belki şehrin karmaşasından koşuşturmacalardan uzak. Bi dünya olsa mesela. Her şeyi geride bırakarak bi dünya kursak sadece sevdiğimiz şeyleri alsak içine. Değişmeye çalışsak biz de. Önce düşüncelerimizi değiştirsek sonra çevremizi yaşantımızı… bir şeyleri değiştirmeye kendimizden başlasak yani. Sorgulasak. Nedenini niçinini. Abartmadan ama yapıcı biçimde. Günümüzü kurtarsak monotonluktan. Biraz da aklın mantığın iplerini gevşetsek tabi daha fazla zevk alabilmek için hayattan. Küçük kaçamaklarımız da olsa. Her şeyin makul olmasına gerek yok sonuçta. Yeniden yaşamayacağız ya bu hayatı. Üzülmesek hep. Bize sıkıntı verenden uzak olsak düşünmsek kendimizi uzaklaştırsak. Mutlu edene güldürene yönelsek. Yani mutlu olmayı öğrenebilsek. Çok da şey beklemesek bunun için. Biraz pollyannacılık oynasak yani olmaz mı? Her şey bizim için. Bu hayat da bizim. Kimse için değil önce kendimiz için yaşasak.. biraz bencil olsak yani biraz da özgür… ama en önemlisi ‘biz’ olsak biz ve kendimiz…

Merve KILIÇ

.

_Sen_

.
En güzel söz senden duyulan ya da içimde tutulan
Senin suçun yok, tüm hata bende

Ben en çok seni sevdim
Sen tektin, seni diledim

En aşk sendin özlem duyulan
Şimdi yanıbaşımdan geçip gidiyorsun belki de
Ben yar habersiz

Aklıma düşüyorsun ansızın
Sessiz çığlıklar dönüp duruyor başımda
Uyutmuyor, güldürmüyor ama öldürmüyorsun
.
.
Önemli olan doğru zamanda doğru kararlar alabilmek.
Mesela; ya vazgeçip sessizce gitmek ya da mücadele vermek...
.
.
seninle ben tesadüf gibi her zamanki gibi..
bekleniyor muyduk ya da bekliyor muyduk bi yerlerde?
o günün gelmesini...
♥
.

HAYAT BU!

.

Günler, haftalar, aylar geçiyor. Hızlı hızlı yaşıyoruz. Hep bir koşuşturma hayatımızda . Durup soluklanmaya vaktimiz yok belki. Hayat işte diyoruz, alışmışız artık. Sorgulamıyoruz, kabulleniyoruz. Hep öyleymiş gibi. Bazen düşünceler alıyor bizi. Yağmurlu bir akşamüstü, sakin melodiler eşliğinde kendi kendimize uzaklara bakıp düşündüğümüz bir günde belki. Ya da sahilde dalga sesleriyle yapılan küçük yürüyüşlerde. Belki de ufacık bir gülümseme,bir görüntü, küçük gibi görünen bi olay, ya da izlediğimiz herhangi bir şeyle birlikte bir bakıyoruz düşüncelerimiz koşuşturuyor zihnimizde ordan oraya. Bir örümcek ağı misali sardıkça sarıyoruz. Düşünceler birbirine bağlanıyor. Başı neydi unutuyoruz bazen. Kararlar alıyoruz. Bu hayat benim diyoruz. Yalnızca mutlu olmak için, sırf kendimiz öyle istediğimiz için bazı şeyleri yapacağımıza, başkası ne derse desin istediğimiz şekilde yaşayacağımıza dair sözler veriyoruz kendimize. Ve en kolay kendimize verdiğimiz sözü unutuyoruz. Yaşamın yoğunluğunda kendimizi geri plana atmamalıyız. Demek istediğim tabi ki bencil olun değil. Neler yapmak istiyoruz? Hedefimiz ne? Peki ulaşmak için neler yapabiliriz? Yolun neresindeyiz? Bir değerlendirme yapmamız gerekiyor. Ve de sürekli ertelemek değil harekete geçmek. Yıllar göz açıp kapayana dek geçerken, en önemli şey zaman. An’ı değerlendirmeliyiz. Madem ne zaman öleceğimiz hakkında bir fikrimiz yok, neden boşa geçirelim ki? Neden erteleyelim? Çok sık yaptığımız bir şey aslında ertelemek. Belki çok yoğun olduğumuz için etraflıca düşünmeye vaktimiz olmuyor, belki kararsızlık, belki de kabullenmişizdir.

Sizler hayatı dilediğiniz şekilde mi yaşıyorsunuz? Değiştirmek istedikleriniz neler? Kendiniz, işiniz, yaşadığınız yer, çevreniz, belki arkadaşlarınız? Ya da bambaşka şeyler? İlk olarak düşüncelerinizi değiştirmelisiniz her şeyden önce. Geniş perspektifle bakabilmelisiniz. İyi analiz etmeli, planlı, kararlı ve kendinizden emin şekilde adım adım ilerlemelisiniz. Her şey bir anda gerçekleşmeyecektir. Bu yüzden sabırlı olunmalı. Kendi mutluluğumuz için bunları yapmalıyız. Peki size sürekli negatif enerji veren, boş konuşan, kişiliği oturmamış ne kadar insan var çevrenizde size bir şey katmayacak olan? Bu kişileri de hayatınızdan çıkarmanız gerek. Tabii bu arada kendinizi de eleştirmelisiniz. Hatalarınızdan ders almalı ve de geçmişe değil geleceğe dönük yaşamalısınız. Büyük pişmanlıklarınız olmamalı hayatınızda. İçinden geldiği gibi yaşamalı bazen. Ama tamamen aykırı şeyler de olmamalı. Çünkü bir şey, içinde hiçbir şekilde mantık barındırmıyorsa şimdilik size iyi görünen, ileride pişman olup belki de üzülmenize neden olabilir. Tamamen kontrollü de yaşamayın tabi. Aklın ipleri gevşetmek de güzeldir zaman zaman. Küçük eğlenceler. Olmazsa sıkıcı olur hayat, sıradanlaşır çünkü.

Hepimiz biliyoruz ki eğer bu hayat bizimse, her şeyi güzelleştirmek bizim elimizde. Eğer sürekli olumsuz düşünüp dert yanacak olursak bu hayatı hem kendimize hem de yakınlarımıza zindan etmiş oluruz. Bu kadar çok düşünerek kendimize eziyet etmemize ne gerek var ki? Kendinizi önemseyin. Yapabileceklerinizin farkında olun. Güç sizin içinizde buna inanın. Hayata önem verin. Çünkü hayat çok kısa. Ve her ne olursa olsun Yaşanmaya Değer!
Yıllar geçip geriye dönüp baktığınızda, gülümsetecek anılarla dolu, düşlediğiniz bir yaşama sahip olmanız dileğiyle!
Hadi harekete geçin! :)


Merve Kılıç
.

İnsanlık Halleri . . .


.

Hayata bakış açınız nasıl? Çevrenizdekilere, arkadaşlarınıza, hatta tanımadığınız insanlara? Sorguluyor musunuz, eleştiriyor mu? Yoksa herkesi yargılıyor musunuz? Sabit fikirli misiniz yoksa daha geniş bir bakış açısına mı sahipsiniz?


Ben mesela çok sorgulardım her şeyi. Nedenini sorardım. Kendimce beğenmediğim davranışlarımı törpülemeye çalışırdım. Sanırım hep zihnimdeki o mükemmele ulaşma fikri yüzünden. Tipik bir Başak. Tabi şimdi astrolojiye filan girip kafanızı şişirme niyetim yok. Sadece merak ediyorum kimler nasıl düşünüyor acaba diye. Hı evet bir de bazen araştırma işini abartıyor olabilirm ama zararsızdır merak etmeyin yakın çevremdekiler bilirler zaten. Her neyse. Artık hayatı o kadar da ciddiye almıyorum. Çok önemsemeden, ayrıntılara fazla takılmadan yaşıyorum. Bir duvar varsa eğer evet hala yerinde duruyor ama daha da yükseltmiyorum aksine azaltıyorum. Daha anlayışlı davranmaya çalışıyorum. Daha fazla düşünerek konuşuyorum, davranıyorum. Yanlış yapmamak adına. Biliyorum bir şey kırıldıysa asla eski haline getiremezsiniz. İstediğiniz kadar onarmaya çalışın bir yerlerde kalır izleri mutlaka. Empati kuruyorum çevremdeki insanlarla. Belki de en çok yanlış anlaşılmaktan korkuyorum. Kimseyle alıp veremediğim yok. Eleştiri yaparım evet ama en çok kendimi eleştiririm.


Çünkü biliyorum herkes birbirinden çok farklı ve herkes bir o kadar eşsiz. Ve önemli olan da farklılara değer vererek önemini kavrayabilmek. Zaten herkes aynı olsa çok sıkıcı bir dünyada yaşıyor olmaz mıydık? Fazla monoton! Tabi biz ne kadar iyi olmaya çalışsak da öyle toz pembe bi dünyada yaşamıyoruz. Ağzı olan konuşuyor sözü o kadar hakim ki yaşantımıza. Ama kimin ne dediğini de bazen çok önemsememek lazım. Çok yakınımızda bizi tanıyan insanların söyledikleri önemlidir. Ama hiç tanımayan bilmeyen kişiler ne derlerse desinler çok da önemsememek lazım. Biz kendimizi bildikten sonra başkasının ne söylediği çok da önemli değil. Kişinin kendinden emin olması, kendine güvenmesi, kendinin farkında olması, yaptıklarının ve söylediklerinin arkasında olması gerekir.


Düz bir çizgide gitmesi lazım hayatın da. Fazla dengesizlikleri varsa zaten bellidir ki kişiliği daha oturmamıştır. Zaten böyle kişiler kompleksli olurlar. Sürekli bir şeyleri gösterme çabası, kendilerini kanıtlama çabası içinde olurlar. Yüzlerinde her gün başka bir maskeyle dolaşırlar ve sonunda kendileri bile öylelermiş gibi inanmaya başlar ve asıl benliklerini unuturlar. Bence herkes kendi öz eleştirisini yapabilmeli. Ama dediğim gibi hepimiz aynı olamayız. Zaten aynı olsak farkımız kalmaz ki diğerlerinden. Herkes birbirinin kopyası olmasın, aynı düşünmesin, aynı bakmasın, aynı davranmasın mümkünse.


Bizler genelde farklı düşünen biri oldu mu hemen bizim düşüncemizi kabul etsin biz doğruyu biliyoruz diye ikna etmeye, yönlendirmeye çalışırız. Herkesin kendi düşüncesidir sonuçta saygı göstermek gerekir. Her bireyin kendi özgür iradesidir düşünmek. Kendi tercihidir yaşadıkları, davranışları. Yargılamamak lazım asıl söylemek istediğim. Ve de katı bakmamak lazım. Asla olmaz dediğimiz şeyler bizim de başımıza gelebilir. Keskin çizgiler olmamalı hayatımızda. Şartlara göre eğilebilmeli ama kırılmamalıyız. Hem hayatın ne getireceği belli olmaz. İnsanlar hakkında hüküm vermeden önce onu anlamalıyız. En azından anlamaya çalışmalıyız. Fakat hiçbir zaman önyargılı olmamalıyız. Neticede herkes ayrı bir bireydir. Önemli olan sinerji yaratmaktır. Birlikte var olmak. Varlığından anlam çıkarmaktır. Geniş bir vizyona sahip olup hayatı farklı yönlerden görebilmektir.. Kimse siz olamaz, siz de bir başkası olamazsınız zaten hem iyisi mi herkes kendisi olsun ve başkalarına da sadece insan olduğu için değer versin. Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmasın. Anlayışlı ve hoşgörülü olsun. Ben kendim için öyle yapıyorum diyebilirim. Peki kaç kişi bu şekilde olabiliyor, kendine yalan söylemeden dürüst olabilir mi?


_ Merve Kılıç _

.

. . .

...

önemli olan kaç ilişki yaşadığın değil,
kaç kişinin izi kaldı sende,
dahası, kaçında ne kadar iz bırakabildin?  

Düşünceler

.

Zihnimdeki düşünceler uzak durun benden.. Bazen kendimi bile duymak istemiyorum. Bir yolda gidiyorum sonunu göremiyorum; ıssız, karanlık.. Kaybolmuşum ben bi yerlerde, belki de kendi içimde. Yol uzun.. Işık yok.. Bilinmezlik çekiyor beni içine.. Biraz daha gidiyorum. İşte burda ne ben varım ne başkası! Sadece birbaşınalık. El yordamıyla anlamaya çalışıyorum. Gözlerim görmüyor, duyduklarımla düşündüklerimle algılıyorum. Bütünü göremeden yanlışlara sapıyorum.. Ucunda minicik bir ışık gözlerimi kamaştırıyor. Rüya mı bu, yoksa gerçek mi? Yaşıyor muyum, hayalde miyim? Arkama dönüyorum, bir yanım karanlık hala. Emin olamıyorum. Ya bu bir yanılsamaysa, karanlık beni daha da içine çekerse diye öylece kalıyorum. İpler elimden kaymış. Çare yok. Zamana bırakıp yaşamayı, yaşanmışlıklarla birlikte.. Hep bir şeyler eksik. Düşüncelerden kaçmak istiyorum. Bulutlar dağılsın, güneş görünsün yeniden içimi ısıtsın.. Yüzümü göğe çevirip bekliyorum....

.

Gitmek Zamanı...

.

Burası soğuk, burası sessiz, burası hüzünlü...
Söylenmemiş sözler var dilimde yarım kalmış cümleler
Unutulmuş, tozlanmış, geride kalmış
Geri dönüşü yok bunun.
Zaman tek yönlü bir yol
Yalnız ileri doğru akıyor

Hayal mi bu gördüğüm, sen sandığım?
Yoksa serap mı görüyorum özlem duyulan?
Yok yok bunun ötesi
Zaten ne öncesi vardı ne sonrası

Giderken biz buralardan
Geriye bir tek anılar kaldı.....


_Merve Kılıç_

.

suya yazılanlar...




Seninle ilgili dileklerimi de 
senli düşüncelerle birlikte denize bıraktım 
dalgalarla birlikte 
onlarda yitip gittiler içimde....
Kağıtlara yazılmıstı hayaller 
gönlüme yazılı olduğu gibi. 
Beklenmişti belki de değerdi beklemeye. 
Her geçen gün büyütmeye. 
Günler bir bir geçmiş ama 
ne farkına varabilmişim 
ne de net hatırlayabiliyoruz o yılları. 
Silkiniyorum kendime gelmeye çalışıyorum. 
Çok mu zaman geçmişti üzerinden? 
Biz olmaktan da geçmiştik belki. 
İçimizde yaşatmak gerçek değildi biliyorum 
suya yazılan yazılar gibi. 
Var gibi zannederken yok oluşa yaklaşmaktı içten içe. 
Yalanların dört bir yanı sardığı dünyada 
kendimiz olarak kalabilmiş miydik 
uzaklaşırken birbirimizden. 
Yoksa rollerimizi oynarken mi gitmiştik de fark etmeden bitmiştik. 
Kırık dökük artık yitik kalanlar da benimle birlikte. 
Çok cesurduk bazen 
içimizde kırgınlıklar varken. 
Bir savunma mekanizması mıydı peki bu 
ya da kendimizle mi savaş halindeydik? 
Sen gittin artık benden. 
Benim de gitmem lazım. 
Geride bunca boşluk varken nasıl devam edilir? 
Paramparça olmuş hayaller gibi, unutulmuş hatıralar da…

...Ve senli düşünceler de yok artık benimle. 
Hepsini sahilden denize bıraktım…
pırıl pırıl yakamoz vurdu üzerlerine..
yavaş yavaş gittiler benden. 
Önceleri telaşlıydım biraz. 
Yüzleştim gerçeklerle. 
Biraz canım yandı ama alıştım zamanla. 

Sabah olduğunda gitmişti her şey bitmişti. 
Sanki hiç olmamış yaşanmamış gibiydi. 
Dün gece sahildeki ben değildim. 
Dalgaların alıp götürdükleri de benden kopmamıştı. 
Yazılar benim değildi. 
Sen bana ait değildin,
Suya yazılı hayallerdi sadece

ve unutulmuştu her şey… 

♥ AŞK'a Dair ♥

AŞK!
Sen nasıl bir şeysin de bunca insanı peşinden koşturuyorsun. Gerçekten var mısın yoksa fazla mı büyütüyoruz biz seni? Gelişin sessizce, gidişin ise çoğu zaman sancılı oluyor. Herkes bir şeyler söylüyor sen kimsin bilmiyoruz bile aslında. Belli bir tanımın yok sınırın yok. Sevgiden mi ibaretsin sadece yoksa tutkuyla mı yoğruluyorsun? Neden hep zaaflarımıza yenik düşüyoruz. Peki bu kendimizle savaşımız mı? Neden hep bi taraf daha fazla sever? Dengesi yok mudur bunun? Ne kadar mücadele verebilir ki insan? Bi dayanma sınırı var mıdır? Değer midir aşk için savaşmaya? Kendinden vazgeçmeye? Unutmak mı daha iyidir dibine kadar vurmak mı? Hep bitmeyecekmiş gibi başlanır da hep beklenmedik bir sonla karşılaşılır. Planlar neden tutmaz? Tam her şey yolunda derken neden bir pürüz çıkar ki? Siz elinizden geleni yaparken neden o gitmeyi seçer? Yaptıklarınızın önemi yok mudur ya da görmek mi istemez? Bazen sevmek yetmez mi bir ilişki için… Kendini sevdiğin kişiye ifade etmek bu kadar zor mudur ve gerçekten bazen kelimeler kifayetsiz mi kalır yaşadığın duyguları anlatman için? Neden her şey yetersizdir onu tanımlamak için? Tamamen farklı mıdır herkesten her şeyden? Aşk mıdır bu peki ya da ulaşamadığını fazla mı büyütürsün gözünde? Yıllar geçtikçe içindeki aşk söner mi daha mı alevlenir? Unutur musun, başka gönüllerde mutlu olur musun, ya da onu mu ararsın sürekli? Neden herkesi onunla kıyaslarsın da daha ideali yokmuş gibi gelir sana? Bu kadar kör olmuşcasına nasıl sever bir insan, kendine rağmen? Vazgeçmek böylesi zor mudur tek bir adım bile atılmazken? Neden film başa sarar her seferinde? Eğer bilseydim böyle olmazdı eminim… inandığımız hayaller gerçek olur mu? Hayat işte gün gelir aşklar da rüyalarımız gibi hayatlarımızdan geçer ….. Merve Kılıç

imkansız geçen yıllar ...

Yıllar geçmiş üzerinden…Anılar alıp götürmüş bir yerlere dalıp gitmişiz çıkamamışız içinden. Haklı kimdi suçlu kim tartışmalarından çok uzaktayım artık. Dışarıda lapa lapa kar var. Kırmızının en güzel tonunda üzerinde yılbaşı temaları olan pek sevimli kupam elimde yeni yılı karşılıyoruz birlikte. Birkaç damla yudumluyorum kahvemden. Bu keyfi asla değişmem sanırım.

Ne kadar da çabuk geçti her şey. Oysa hala yerli yerinde gibi. Her an çantamı alıp çıksam gitsem oraya aynı şeyleri yaşarmışım gibi gözümün önünden gitmiyor.. oysa çok uzaklardayım. Başka şehirde bambaşka bir havayı soluyorum başka bir hayat yaşıyorum. Ruhumu dinlendiren müzikler beni benden alıp götürüyor hayaller alemine..aynı zamana dönsem aynı şeyler mi yaşanırdı acaba yine? Eksikler nelerdi bilmiyorum. Kim kiminle daha mutlu olurdu? Bizler mi yazdık kaderi yoksa bize verilen sahneyi mi oynadık. Kim kaldı ki yanımızda artık?

Doğru diye inandığımız seçimlerimiz yanlış mıydı? Bazı hikayelerin sonu mutsuz bitse de istediğimiz şeylerin bir gün gerçekleşeceğine inanmaya devam edip yıllarımızı harcarız geriye dönülmeyeceğini bile bile. Peki yaşananlar şimdiki gibi olmasaydı o her zaman özlenen kişiyle olsaydı çok mu farklı yaşardık? Çok mu severdik birbirimizi ya da nefret mi ederdik? bazı şeyleri yaşamadan kestirmek gerçekten zor. Yaşanmayan biri hakkında ne söylenebilir ki? Varlığınızdan bile habersiz belki. Ya da varlığınızı bile unutmuş durumda. O daha da kötü. Birilerinin hayatından çıkıyorsunuz ve fark edilmiyorsunuz bile. Onun için yaşam devam ediyor sizinle ya da sizsiz. Sizin yaşamınızda devam ediyor tabi. Kimsenin derdinden dolayı dünya duracak değil ya! Döner durur geçer zaman..

Peki geride kalanın yaşantısını nasıl devam ediyor? Yeri doldurulamayan derin bir boşluk. Herkesi onunla kıyaslıyoruz. Vazgeçtim diyoruz ama yine başladığımız yere geri dönüyoruz bi süre sonra. Neden biz kadınlar hep zaaflarımıza yenik düşüyoruz bu kadar bilmiyorum. Elde edilemediği için mi bu kadar çekici yoksa gerçekten kafamızda yarattığımız ideal’e en yakın olan o mu? Bilmiyorum ...

Hep sır olarak kalacak her şey. Kimse bilmeyecek. İsimler unutulacak belki. Yalnızca hep içimizde bi yerlerde kalacak hatırlanacak..Günün koşuşturmasından unutsak bile her zaman derin bir boşluk olacak. Bilinmeyen, gizli bir aşk… bizimle yaşayacak ve bizimle gömülecek belki de toprağa.. şimdiki gibi, ne zaman hatırlansa sızlatacak içimizi. Düşünceler saracak bedenimizi. Nerede, neler yapıyor, kiminle birlikte? Mutlu mu? Hep kendimizi kıyaslayacağız. Suçu kendimize atacağız yine.

Oysa gitmeyi tercih eden oydu. Asıl önemli olan kalmak iken o gitmeyi seçti. Senaryolar üreteceğiz kafamızda. Günümüz huzursuz geçecek. Ne şömine ateşi ısıtacak içimizi, ne güzel şarkılar. Aksine daha da alevlendirecek sevgimizi…gece olacak uyku tutmayacak gozlerimizi…sabahlar karanlık başlayacak. Güneş bile yüzünü göstermeyecek artık… kimse anlam veremeyecek bu halinize. Bir şeyim yok , iyiyim ben.. havalardan herhalde keyifsizlik, yorgunluk var biraz üzerimde deyip geçiştireceksiniz..

Evet tam da böyle olacak hikayeniz…imkansız olarak kalacak…sonra bir gün daha geçecek, yavaş yavaş toparlanmaya başlayacaksınız ve yine bir an gelecek filmi başa saracaksınız.. Tıpkı şu an yaptığım gibi………

Merve KILIÇ

Yeni Yıl *

Yeni yıl geliyor sayılır günler kaldı artık.

Takvimlerden yapraklar bir bir düşüyorlar,

zaman da aynı hızda uçup gidiyor hayatımızda..

Bir yılı daha devirdik yani.

Geride neler bırakıyoruz peki? Ya bizimle gelecek olanlar?

Her sene olduğu gibi yine planlar yapılmakta.

Ve de kendimizle ilgili planlar,

yeni kararlar, yeni dilekler var..

Aynı dileği kaç kez istemiş olabilrsiniz?

Kaç kere yeni yılla birlikte “yeni” şeyler yapmak isteyip yine “aynı” siz ile “aynı” dileklerde bulundunuz?

Tamam zaman geçiyor da bizler değişiyor muyuz? Tabi ki değişiyoruz her şey değişim içinde. Peki gelişiyor muyuz da? Üstüne bir şeyler katabiliyor muyuz? Ya da değiştik sanıp aslnda yine eski düşüncelere mi yöneliyoruz.. yalnızca yenilik fikri yeni de biz hala eski miyiz? Kastettiğim ince bir çizgi aslında.. Her sene diğerine göre daha olgunuz daha mantıklı davranıyoruz belki. Yanlışları düzeltmeye çalışıyoruz. Kötü yanlarımızı törpülemeye. Daha yaşam dolu bakmaya çalışıyoruz. Her şey yolunda olmasa bile iyiymiş gibi davranıyoruz biz iyi olsun istiyoruz herkes. Mükemmel olmasa bile mükemmeli yakalamak istiyoruz. ‘İdea’ da olana ulaşmak yani aslında… Peki planlar hep tutuyor mu? Ya da her seferinde tam bu kez tamam dediğimiz anda dağılıyor mu her şey? Düşüncelerimiz değişiyor, hayata bakış açımız.. Ama aslnda kendimizi kaybetmemek de istiyoruz, ve zamana yenilmemek. Dünyadan göçüp gittiğimiz anda tüm istediklerimizi gerçekleştirebilmiş olarak veda etmek istiyoruz. Peki kaç kişi bunu yapabilir ki?

Biz neden erteliyoruz her şeyi? Neden hep bir düzen olmak zorunda neden mantıklı ve makul olmak zorunda ki tüm yaşananlar? Evet biliyorum içinde mantığın olmadığı her şey sonrasına pişmanlık olarak bize geri döner. Ama mantıklı olsun diye bazı güzellikleri kaçırıyor muyuz? Ya da doğallığımızı mı kaybediyoruz acaba? İnsanların çeşit çeşit maskelerinin olması ve onların ardına gizlenip dolaşmaları bu yüzden mi peki? Yıllar geçip gittikten sonra mı farkına varacağız? Hep en son ana geldiğimzde keşke mi diyerek bazı şeyleri idrak etmek zorundayız. Neden vaktimizin değerini bilmiyoruz? Hep yarınlar varmış gibi planlar yapıyoruz sürekli. Bunu yaparken bugunumuzu unutuyoruz. Oysa bugünler de dünlerin yarınlarıydı. Geçmişe de takılı kalmamalıyız tabi.. bazen bitmiş olarak sayıp sayfayı kapatıp rafa kaldırmalıyız belki de. Sürekli geçmişi düşünüp bugunu mahfetmek ne kötü! Tabi ki geçmiş yaşananlar bizi olduğumuz noktaya getirmiştir ama bırakalım da geride kalsın artık… ileriye bakalım daima. Ama anı kaçırmadan yaşayalım.

Mutlu olduğumuz şeyleri yapalım. Gerçekten çok istediğimiz şeyler varsa çaba sarfedelim ama elimizden gelen her şeyi yaparak gerekirse her şeyi o uğurda verebilecek kadar. . Sıkı sıkıya sarılarak, yapalım ki sonrasında elimden geleni yaptım diyebilelim aksi takdirde elde edemezsek yine kendimizi suçlamaya devam ederiz…ne istiyorsak ne yapıyorsak nasıl yaşıyorsak her şeyi layıkıyla yapmalıyız.. gerekiyorsa dibine vuracak kadar, gerekirse kök salacak kadar. Tüm benliğimizle yapmalıyız…

Doğru zamanda doğru şeyler yapabilmek önemlidir. Ancak biraz da şansa kalmış. Ama bazen insanlar kendi şanslarını kendileri de yaratabilir. Her şeyin başında umudu asla yitirmemek gerekli. Yolunuzda sizi vazgeçirmeye çalışan kişiler olacak mutlaka. Siz kendinizi sorgulayın.. ne kadar istediğinizi, sizin için ne kadar önemli olduğunu. Onun için çabalayın… Gereksiz şeylerle de fazla vakit harcayıp boşa prim vermeyin…. Yeni yıldan istediklerinizi yazın, hayattan istediklerinizi de…

Hiç bir şey için geç değildir.. Hadi başlayın yazmaya! Sonra da uygulamaya geçirin ama mutlaka. Yapılıp çöpe atılanlardan olmasın… Kimsenin sizi durdurmasına izin vermeyin…

Yeni yılınızda dilediğiniz her şeyin gerçek olmasını diliyorum…herkesin mutlu olmasını istiyorum… kendi adıma da bir sonraki sene bu seneki dileklerimi tekrarlamamak istiyorum -ki gerçekleşmiş olsunlar :)

Keşkelerin az olduğu iyi ki lerle dolu yıllar diliyorum…

Bir de kıpkırmızı, şeker gibi cici bici ve de aşk dolu geçmesini umuyorummm :)

Merve KILIÇ

Her şey 'Sen' in elinde ...

Kendini kaybetmek..ama kendi düşüncelerinde..gel gitler yaşamak.. Nasıl olur anlamıyorum insan en çok kendiyle bi savaş halinde…En çabuk kendine verilen söz unutuluyor. En kolay kendini kandırıyor insan. En dost da kendisi en düşman da… Kendinin gücüne varmalı insan. Her şeyin kaynağı çünkü.. Fakat bazı şeyler var yalnızca istemekle olmuyor, çaba da sarfetmek lazım.. Bazen o yola baş koymak. Ama ne uğruna? Kaderci mi olmak daha doğru mücadele vermek mi? Peki ne için mücadele veriyoruz? Bu her şeyi değiştirir mi? Tüm yollar denense de sonuç aynı mı kalır? Yalnızca gidilen yol mu değişir. Yine kendimizi mi suçlarız, yoksa yolda karşılaşılanları mı? Ya da kader deyip geçer miyiz? Pozitif düşünmek hayatımıza yön verir mi? Gerçekten neye inanırsak onu mu yaşarız? Her şey birikir de zihinde, düşünceler uçuşur bi türlü toparlayamayız. Ama bi an gelir ardı ardına dökülür.. bardağı taşıran son damla mıdır tahammülümüzü zorlayan.. işte o, gözardı ettiklerimizi de gözümüzün önüne seriverir birden o yüzden apansız çaresiz hissederiz belki de. Birkaç kadehten sonra salıveririz kendimizi bazen de.. mantığın sınırlarını öyle çizmişizdir ki her şey makul olmak makul yapılmak zorundaymış gibi. Biraz kafamız güzelleştikten sonra bırakıveririz aklın dizginlerini elimizden. Daha rahat dökeriz içimizdekileri. Çünkü birikmiştir artık ve son damla bekleniyordur. Sorgulamaya başlarız. Neden diye sorarız en çok da.. Düşünceler alır gider sürer gider başı neydi unuturuz.. kendimize sözler veririz. hayır yarından sonra asla böyle düşünmeyeceğim böyle davranmayacağım. Neden öyle olsun ki? Yok yok hayır tamamen bitmeli.. Hayır bu kadar adil değil her şey… Geçmişten getirdiklerimiz ne kadar sürer ki bi yerde nokta konmalı deriz. Hep söz veririz kendimize. Ertesi gün daha iyi hissederiz belki. Ya da düşüncelerle birlikte zorlukla uykuya dalarız boğuluruz sanki. Saatler geçer yatakta. Kendimizden bile sıkılırız bazen. Sabah olur istemesek de. Güneş bile yüzünü göstermiyordur artık soğuk geceler, karanlık sabahlar.. Keyifsizce kalkarız yataktan. Yüzümüzü yıkarken karşılarız yüzümüzün aynadaki yansımasına. Uzun uzun bakıp kendimize anlam vermeye çalışırız. Yok bu sen değilsin , olamazsın…Ne için bu kadar harcıyorsun kendini. Her şey sensin! En önemli olan sensin! Her şey sen varsan var, sen yoksan hiçbir şey yok.. Kendine gel! Senin istemenle gerçek olacak düşünceler…Hayat güzel…yapamadığın şeyler için pişman olmak istemiyorsan ilerde, toparlanmalısın..İçindeki güce güven, kendine güven! Hayatında yapmak istediklerin için bir adım at, yavaş yavaş ilerle hedeflerine, emin adımlarla… Asla inancını yitirme! Kaç kere düşüp kalksan da asla yılma Her gün yeni bir günün başlangıcı unutma, her gün bir diğerinden çok daha güzel olsun… HER ŞEY 'SEN' İN ELİNDE! Merve KILIÇ

Kaçsam Gitsem Tam da Şimdi...





Çok eşya almadan alelacele toplanmış bi bavul olsa mesela,
uzak mesafe, düşünmeden koyulsam yola..
ve ertesi gün bilinmeyen bi şehre uyansam...

merakla, coşkuyla, yeniden doğsam

yepyeni bir günde yeni bir sabaha....


Yalnızca denizin sesini duysam.
Oksijen dolsa ciğerlerime.Nefes alsam yeniden.
Düşünmeden bir şeyi. Kendimde kaybolsam.
Geçmişte kalsa her şey.

Geriye sadece ben olsam, ben kalsam….

Güneş parıldasa.. unutulmuş olsa her şey

ya da yerli yerinde
ya da darmadağın bırakılmış olsa geride.

Yepyeni bi hayat başlasa daima ileriye

yılmadan bıkmadan usanmadan koşsam delicesine

Ama kaçmadan kovalamadan yorulsam,

kana kana su içsem
Yaşamın farkına varsam içinde kaybolsam…
iliklerime kadar hissetsem benliğimi
yeniden ben olsam ………


Merve Kılıç