Şimdi git...

Şimdi git! Bendeki bunca yıllık esaretin sona erdi. Ben de gidiyorum zaten. Her şeyi aldım yanıma. Bana ait her şeyle gidiyorum. Mutluyum sensiz olduğuma. Gerçeği gördüm ve daha fazla bu oyunu sürdüremeyeceğimi biliyorum. Bu sıradan bir gidiş değil. İkimiz de biliyoruz. Geri dönüşü olmayacak artık. Zaten çokça prova etmiştik bu ayrılıkları. Sahi söylesene kaçıncı veda bu? Boşver! Hiçbir şey umrumda değil. Sana dair her şey bir hiç. Lanet etmiyorum asla. İyi ki yaşadım hepsini. Biraz zamandan çaldım sadece, kendi zamanımdan. Bunu haketmiştik belki de! Güzel olacağına inanmıştık. Ama işte her hikaye mutlu sonla bitmiyor. Heyecanını yitirdiğinde en doğrusu vazgeçmek. Baştan beri doğru olan buydu ve ikimiz de biliyorduk. Kendimizi kandırdık hep. Asla 'biz' olamazdık. Olmadık da zaten. Parçalarımız birbirine uymuyor bizim. O yüzden ne kadar zorlasak nafile.
Belki başka hikayelerde, başka mutlu sonlar yazarız kendimize.
Ama o güne kadar birer meçhul..
Ben gidiyorum.. Sen de iyi bak kendine!

Merve Kılıç

Not Defteri' mden Derlemeler

"Öyle büyük laflar etmeye gerek yok aslında. 'Bir varmış bir yokmuş' kadardı bütün hikaye."

"Hayat herkesi mutlaka bir yerlere sürüklüyor. Kimi zaman ruhun başka yerde kalıyor, kimi zaman bedenin. Ama mutlaka gidiyorsun."

"Eğer iki şeyden birini seçmen gerekirse ikinciyi seç. Çünkü, diğerinin sonucunu zaten biliyorsun."

"Tüm kaybettiklerimiz, arayıp bulamadıklarımız ve ihtiyacımız olan her şey bir gün usulca kapıdan içeri girecek. Hiçbir şey değişmemiş gibi.."
  
"Güçlü görünmek için içimizdeki kırıklar batıyor daha derine her geçen gün."

"Hayalindeki her şey mükemmel; gerçek olan her şey kusurludur."

"Asla asla yapmam deme! Gün gelir tüm sözlerini yutarsın."

"Ya birimiz eksik, ya birimiz fazla."

"Umudunuz bittiğinde vazgeçtiniz demektir."

"Sen biriyle ilgili hayaller kurarsın, o başkasıyla.. Hayat böyle."

"Her düşündüğümü yapıyor olsam, bana deli derdiniz."
  

 Merve Kılıç

Maskeli Yüzler

Uyudum, büyüdüm. Ne çok şey öğrendim senden, sizden, hayattan.. Tecrübeler olgunlaştırıyordu bizi ve pembe gözlüklerimiz günden güne grileşiyordu gözümüzde. Çıkarıp atmaya yeltensek bile öyle alışmıştık ki buna cesaret edemiyorduk. Sonra yeni kostümler biçtik kendimize. Hangi roldeysek o rolü layıkıyla oynayabilmek için. Güzelce yaptık makyajımızı. Aştık sınırlarımızı, benliğimizi, bedenimizi. Alıştıra alıştıra yapıyorduk ki bunu, gün gelip kendimize yenilmeyelim. Biliyoruz çünkü ani bir kararla başlayan tüm hareketler pişmanlıkla sona eriyor. Yerimizde sayarsak geriliyoruz. Geçen yıllar üzerimizdeki toyluğu alıyor. Öyle pamuklara sarıp da büyütmüyor bizi. Aksine sınırlarımızı ölçüyor, zorlu sınavlardan geçiriyor. Kimi daha dimdik çıkabiliyor bu süreçten daha güçlü oluyor, kimi daha kırık.. Hep bir koşuşturma içinde hayat ve yenilenme.. Yarın hep yeni bir gün. Hep umutla dolu. Dün ise hep geçmiş. Geri döndürülemez. O halde en son sayfada hayatımızın en iyi hikayesini yazıp ödülleri topluyor olmamız lazım herbirimizin. Pişmanlık aptallık, korkuyla sığınmak da. Yani demek istediğim, hayat bizi büyütürken biz kendimizi mücadeleye o kadar kaptırmasak, oyunları bıraksak, olduğumuz gibi, istediğimiz şekilde yaşasak hem daha mutlu oluruz, hem daha güvenilir insanlar... Kötülükler ve maskeler de ortadan kalkar. Ancak kimileri o maskeleri çıkarmaktan nedense korkuyor, yoksa gizledikleri yüzleri çirkin mi?
.
(Merve Kılıç)

Sor Bana Pişman Mıyım?

Yaşadıklarımızdan mı pişmanlık duyarız ilerde yoksa yaşayamadıklarımızdan mı? 2.si daha kötü sanırım. Çünkü ilki en azından tecrübe kazandırıyor. Ama yaşanmayanlar hep içimizde bir yerde kalıyor ve geçmiyor. Zihnimizi kemırıyor sürekli ve bilinmeyenin cazibesi artarak devam ediyor. Hep o merak duygusu yüzünden. Ya diğerini seçsek daha mı mutlu olurduk? Kader gerçekten var mı ve biz birer oyuncu muyuz hayatta? Yaşadıklarımızdan ders çıkarmayı öğrenebildik mi? Affettik mi? Kendimiz de dahil. Kabullendik mi her şeyi? Ancak bu noktadan bakabilmeyi başardığımızda, geçmişte yaşadıklarımızdan pişmanlık duymamayı aksine bize birşeyler kazandırdığını için iyi ki demeyi de öğreniyoruz. Yaşanan her şey bir değer katıyor hayatımıza. İyi ya da kötü. Öğreniyoruz hayatı, büyüyoruz, değişiyoruz. Ama o bilinmeyen hep içimizde varlığını sürdürüyor. Günden güne artan bir heyecanla bir bilmece gibi sonunu merak ediyoruz. Filmin sonunu bekler gibiyiz. Kimimiz vazgeçiyoruz, kimimiz savaşıyoruz. Kimseyi dinlemiyoruz bazen kafamızın dikine gidiyoruz sürekli. Aslında belki de sonuç aynı olacaktı. Yani belki de geçilen yollar değişecekti sadece. Belki de boşa zaman harcadık. Bilmiyoruz. O soru işaretleri cevaplarını bulana dek dolaşıyor bizimle nerede olursak olalım. Kimi zaman bir ömür yanıt bulamıyoruz. Çoğu zaman pes ediyoruz ve belki de bu yüzden asla başarılı olamıyoruz. bir yerlerde bir şekilde yüreğimize dokunmuş herkes, her şey gizli derinliklerde saklanıyor. Tüm hatıralar bize emanet. bir şarkı duyuyoruz. İşte o an çıkıveriyorlar saklandıkları yerden ve düşünceler sarıyor. Uzaklara dalıyor gözler. bir daha düşünsek. Yaşayıp pişman olmak mı daha kötü, yoksa asla yaşayamayacak olmak mı? Belki yeniden... Kim bilir?

(MerveKILIC)

Dilimin Ucunda..

Sözcükler var dilimin ucunda. Saklandıkları yerden çıkmalarından korkuyorum. Çünkü söylenmiş her söz esir alır bizi. Onun kölesi oluruz artık. Herkes kendine göre anlar ya anlatamazsın bazen. Cümleler kurarsın ama köprüleri yıkar, cümleler kurarsın boş beyaz bulutlar gibi üzerini kaplar. Bazen de öyle bir an gelir, susarsın. Doğru mudur ilmezsin. Ama doğru yapsan da kaybedersin bazen. İnsan esir her seye. Özellikle de zaaflarına. Cocuklaşabiliyor bazen bu uğurda. Hatta fazla üzerine düşüp boğabiliyor da! Hepimiz böyleyiz aslında. Yaşamlarımız d birilerinin dilinin ucunda. O sözcükler söylense de söylenmese de öldürüyor bazen. Gülümsemeler bile gönülden gelmiyorsa, gözler baksa neye yarar birbirini anlamadıktan sonra.. Hepsi dilimin ucunda..

O Ben Değilim

Sen görmedin duymadın belki.. Ama ben her şeyi söyledim. Herkes biliyor şimdi, bir senin haberin yok. Olmasın da zaten. Butun sözcükler sana dair, senli ne varsa hepsi bana aitti. Düşlerde yaşardı ve büyürdü içimde günden güne. Öyle bir coskuydu ki bu, içim içime sığmaz, nefes alamazdım bazen. Sendin benim nefesimi kesen. Hem yaşama sebebimdin, hem de katilim. Ruhum hissizleşiyor senden gelen hic bir şeye tepki veremiyordum. Alışıyordum yokluğuna. Yanımda ya da tam karşımda durman neyi değiştirirdi ki adım bile yokken aklında. Aynı yolda yürüyüp iki yabancı gibi davranıyorduk. Önceleri 1 günlük yokluğun bile işkence gibi gelirken artık ayları, yılları sayamaz haldeydim. Her şeyi yaşamıştım sonunda ve sen hiçbirinde yoktun. Sonra.... Sonra geçti her şey! Bir 'sen' geçtin kalbimden, bir de 'ben' geçtim senden.. Tüm sözcüklerin tüm anlamlarını yüklediğim sen.. Adın bile bir şey ifade etmiyor artık. Düşündüm bugün. Ne çok zaman geçmiş üzerimizden. Şimdi diyorum, yeniden yaşasak farklı mı olurdu her şey? Neyse boşver.. Ve bir şey daha.. Kulakların çınlıyorsa arada, merak etme "o ben değilim" artık. :)

ya geçmiş geçmemişse..

Zaman öyle çabuk geçmiş... Büyüyoruz derken kırıklar kırışıklıklar baş göstermiş.. Büyümüşüz de ama en çok unutmuşuz.. Yılları, yaprakları saymamışız, bir bir geçerken günler saatler… Peşisıra kovalarken akrep yelkovanı  hayat koşuşturması sarmış bizi.. gözümüzün önünden geçen bir film değil gerçekleşmeyen hayallermiş. Yarım bıraktıklarımız ve asla geri dönüp yaşayamayacaklarımızmış..  pişmanlık değil bu özlem.. ince bir sızı.. hani hep orada bir yerde durur ya.. içten içe büyür belki de unutursunuz bile varlığını. Sonra hiç hesapta yokken bir anda bir sancı kaplar bedeninizi. Göz bebekleriniz büyür o anda. Anlamaya çalışmak istersiniz ama hep inkar eder beyniniz. Hep başka bir ihtimal daha vardır ya hastalıklı bir hala dönüşmüştür artık düşünceler. Kurtulmak istedikçe daha içine çeker sizi. Sorular zihninizi kemirir durur. Gece olur bomboş etrafı seyrederken bulursunuz kendinizi. Telefonlar çalar ama hiçbiri cevaplanmaz. Yemek yemeyi bile unutursunuz. Tek kelime etmezsiniz de. Kendi kendinize hapsolmuşsundur artık ve zamanı geri çevirmek imkansızdır. Geçsin bitsin istersiniz. Geçer de o yara kapanır da.. Ama eğer o kesik derinizin biraz altına geçmişse artık işlemişse bedeninize varlığını unutmanız yetmez, onu artık ömür boyu taşırsınız… Gözünüze çarpar bazen içinizi sızlatır.. işte o an onu gizleyip yola devam etmek istersiniz, edersiniz de… Ama neye yarar! Sizin görmezden gelmeniz, gerçeği değiştirmez. Sonra yıllar geçer… bir gün olur, bir gün gelir… ilk günkü gibidir.. o sakladığınız yara izi öyle çok acır ki ölmek istersiniz, ama ölemezsiniz…

bazen..

Hani tam her şey yolunda gidiyodur da beklediğin şey kesin gerçekleşcekmiş gibi hissedersin ya son 1 adım kalmışken başladığın yere dönersin. Sonra ne gücün kalır ne de umudun.. Vardığın yer başlangıç noktasıdır, kaybolan zaman.. Ve elinde kalan düş kırıklıkları.. İleriye bakarsın gözlerin boşluğa dalar.. Suskun sakin bir bekleyiş..İçinde fırtınalar kopar..Kırıklarını toplarsın sonra hayata küsmezsin.. Yaşaman gerekeni yaşamışsındır.. Parçalarını yeniden birleştirdiğinde daha güçlü görünürsün ama aslında daha kırılgan.. Sadece yürürsün..

note (Habertürk Editoryal 1 Nisan 2011)


Bazı şarkılar var çok güzel.. bazı yazılar var, bazı fotoğraflar.. gidilmemiş yollar var görülmesi gereken yüzler, şehirler.. ertelenmiş ya da zamana yenik düşmüş.. o an'a dek hep eksik... ya parçalar tamamlandığında, sona mı erer hayat? ya da yeni bir başlangıç mı?

'Eylül'

Eylüldü hep beni terk edişlerin,
O yüzden sevmedim ben hiç güzü,
Dökülen yapraklar gibi sarardı fotoğraflar.
Kızıldı gökyüzü gün batımı gibi.
Gidip dönmeyeceğinin habercisiyd
Isıtmıyordu içimi, Ağustos bitti..

Gidişin Eylül'dü
Sessiz sedasız, ince bir hüzün..
Öyle ki fark edemedim bu bitişi.
Hep orda bi' yerde olduğunu bilirdim ben
Sen, işte sen!
Ne yöne dönsem yüzümü ordaydın zaten.

Habersizdi gidişin.
Ben o yağmurları sevmedim hiç
Ağustos bitti diye ağlıyordu gök
Ayrı kaldık diye..

Sen yine gelsen belki yaz olur mevsim
Ya da sen 'yaz'san güneş olur içim
Sevmedim Eylül'ü gözyaşlarını alıp gitsin...

(MerveKılıç)

ben..

Eskiden çok kontrollü yaşardım artık öyle değilim her şey daha net. Taktiklerim yok. Başkaları ne düşünüyor hakkımda gibi bir kaygım yok. Olduğum gibiyim. Kim ne derse desin ben kendimi tanıyorum. Hem de çok iyi. Güzel bir şey düşünüyorsam bunu iletiyorum, olumsuzsa susuyorum.. Çok da hesap kitap olmamalı hayatta.Zaman o kadar hızlı ki çünkü,onun kadar hızlı tüketiyoruz biz de herşeyi. Farkındalık belki en önemlisi...

Istanbul




    Makyajlı şehir, eteklerin savruluyor rüzgarda.. Ne de güzel süslenmişsin. 
   Peki ya ruhun? Onu saklamak istercesine... Istanbul..


  _Merve Kılıç_
Bitmiş bitmiş... 
Küller savrulup gitmiş.
Anımsamıyorum sesini.
Gülüşün terketmiş, 
Sana bakan gözler bile senden gitmiş.. 
Hoşçakal mutlu kal!

-Merve Kılıç-

{ hikaye }

sensizlik her gece içimi üşütürken, 
geride bıraktığın boşluklarda yankılanıyor sesim
suskun çığlıklarım bir şimşek gibi yakıyor bedenimi
yıkılıp kalıyorum orada
işte şimdi sonsuzdayım, boşluktayım
geçmiş hiç geçmemiş
dün gibi karşıma çıkıyor hatıralar 
kendimi kandırıyorum
ne git diyebiliyorum ne de kal
sessizce gidişini izliyorum
fırtınalar kopuyor aşıyor bedenimi
gözlerim donuk hissiz, yaş gelmiyor artık
hikayenin kahramanları gitmişken, 
geride ne bırakmış olabilirler ki?
iki kişilik.. sessiz sakin.. güneşi bekleyen..
bir hikaye sadece..

Merve Kılıç   

* hayallerimin kahramanı kendim * :)



2011 ‘e girmeye sayılı günler kala yine aklımda düşünceler, kendimi yazarken buldum. Geçen seneki yazılarımı –yeni yıl yazım dahil- okuyarak başladım. Biraz da ışık tutabilmesi adına. 2010 benim için geçmişle hesaplaşma, ya da yarım kalmış düşünceleri, işleri sonlandırma yılı oldu diyebilirim. Astrolojik açıdan da öyle geçecek deniyordu ve sanırım bende de aynı şekilde işe yaradı :) Gelelim beklentilerimi karşıladı mı kısmına… Hayır! :)
O yüzden ben de daha detaylı şekilde madde madde sıralayayım dedim bu yıl. Hani belki yanlış anlaşılmalar olmuştur diye bu yıl hepsinin gerçekleşmesini istiyorum mümkünse. Öyle toplumsal şeylere filan da girmeyeceğim, bir başlasam içinden çıkamayız zaten. Kendimle ilgili aldığım kararlara.. Hepsi 2011 yılı içerisinde olmasa bile, hani en azından yapmak istediklerim neler onları da kendime sıralamış olurum ki içinden seçmesi daha kolay olur kendimi de mutlu etmek için :)




  • Öncelikli dileğim AŞK. Bak hem de büyük harflerle yazdım Eros duy sesimi. Yoksa böyle olmuyor müzmin bekar halleri. Tamam ‘Başak’ olabilirim ama o da bir yere kadar yani. Şöyle eli yüzü düzgün, kibar, anlayışlı, saygılı, kültürlü, dürüst, eğlenceli, nerde ne konuşması gerektiğini bilen biraz efendi biraz deli, adam gibi adam olsa hayır demem :) … bir de şöyle içmimar tiyatrocu filan da olur bak :) Hani ben olamadım o olsun bari diye. Ama odun olmasın, egosu tavan yapmış, eğlence düşkünü, sorumsuz insanlar da uzak olsun..
*Not: Detaylı bilgi ve müracaat için şahsen başvuru gereklidir :)

  • Sonraki dileğim iyi bir iş ve yöneticilik. Aslında bir çok şey yapmak istiyorum. Tasarımla ilgili bir şeyler olmalı. Ne üzerine olacağı konusunda çok emin değilim henüz ama hayatımın bir döneminde mutlaka yapmalıyım. Butik tarzı bi yer de olabilir sonraki aşamada. Restaurant gibi bir yer işletmek de isterim. Tek tek, tüm ayrıntılarıyla kendim ilgilenerek :) Sonracıma sanatla ilgili bir şeyler de var kafamda. Bu yazı ile ilgili de olabilir, sahne de olabilir. Ya da dans… Hepsini seviyorum çünkü. Yazmaktan keyif alıyorum. Kendimi ifade edebiliyorum ve ‘Söz uçar, yazı kalır.’ Sözünün sonuna kadar destekçiyim. Sonradan kendim de açıp neler yazmışım ben diye okuyorum.:) Bir de oyunculuk ve tiyatro var.. O da olacak bir gün.. Belki kendi çapımda ama olmalı yine de yarım kalmamalı :) Onun heyecanı apayrı! Yani işte öyle çok şey var kafamda.. Küçük küçük ama farklı alanlarda.. Aslında hepsi bir arada toplanıp bir komplex olabilir yani neden olmasın? ;)
  • Mesela mutlaka Dünya seyahati yapmak istiyorum tıpki bir gezgin gibi! Çok fazla planlamadan kafam nereye isterse oraya gitmek. İstediğim yerde istediğim kadar kalmak. Nerde mutluysam orda olmak, nasıl mutluysam öyle davranmak :) Tabi bunun için bayağı bir finansal destek gerekiyor. Umarım olacak bir gün, inanıyorum.. ;)
  • Hayatımın bir döneminde İstanbulda yaşamak istiyorum, şehir beni boğana kadar! Çünkü, İstanbul’a aşığım! ;)
  • Sonra…. Behlül’ün Riva’daki evi gibi bir evim olsun istiyorum ve denize sıfır ;) Aynı zamanda bir deniz aşığıyım.. Deniz görmeden yaşayamam bir yanım eksik kalır… Yatım da olsa güzel olur, gezerim hep :)
  • Bir de tabi evleneyim, çoluk çocuğum olsun filan… Ama hayallerimden de vazgeçmeyeyim istiyorum.. Sanki böyle çok lüks şeyler istiyormuşum gibi oldu biraz ama tabi en önemlisi aile, sağlık, mutluluk, huzur…. Her şey onlardan sonra geliyor aslında… Bazıları uçuk olmuş gibi gelebilir. Ama hayallerin sınırı yoktur ;) Ben de kendime biraz toparlansın diye bir çerçeve çizdim.. Yeni yılda olmaz belki ama olur elbet bir gün.. Pozitif düşünmek lazım.. Eğer biz kendimize inanmazsak, nasıl başkasının bize inanmasını bekleyebiliriz ki?
Bence siz de yapmak istediklerinizin bir listesini çıkarın. Benimki biraz 2011 planlarını aştı, hatta tam anlamıyla ölmeden önce yapmak istediklerim gibi bir şey oldu ama olsun!

Gününüz güzel, yılınız güzel geçsin. Her zaman mutlu ve pozitif bakın hayata.. Sizin hayata bakışınız güzel olursa, hayat da size güzel şeyler sunacaktır ama öncelikle inanın!
Mutlu yıllar diliyorum herkese! ;)
-
Merve Kılıç
-

not :)

Uzun bi aradan sonra merhabalar ... Biraz yoğun geçti yazamadım bu ara. Aslında öyle alakasız zamanlarda yazma isteğim geliyordu ki - mesela yolda yürürken, kafamı yastığa koydum anda filan- yani onları yazma imkanım ya da enerjim olmadığı anlarda o yüzden biraz uzak kaldım buralardan. Zaman geçtikçe biraz daha çevremdekiler öğrenmeye başladılar blogumu yazdıklarımı filan. Bi yandan güzel tabi de, bir de rahatça yazabilir miyim diye de düşündürmüyor değil. Gerçi ben birileri okusun diye de yazmıyorum, kimse okumasın ben okuyayım yeter :) Böyle de kendime yetiyorum yani. Neyse :)
Bir de unutmadan söyleyeyim biraz mutsuz depresif gibi olmuş bazı yazdıklarım siz takılmayın onlara gerçekten diyorum :) Öyle değilim yani yakından tanıyanlar biliyor zaten de kendimle de çok eğlenirim aslında.. Karar verdim biraz daha güncel şeyler yazacağım artık, ya da daha eğlenceli. Söz! :) Çok boş bırakmamalıyım buraları ama şimdilik benden bu kadar. Saygılar sevgiler sunarım :)

Adı yok baş harfi 'SEN'

Yap boza döndü bugün kelimeler. Toparlayamıyorum toparlanamıyorum bir türlü. Karmakarışığım. Keşke hiç karşıma çıkmasan diyorum. Belki öyle daha kolay olurdu her şey. İşte oradasın yine. Sözcükler dilimin ucuna geliyor. Susuyorum. Bundan sonra bana konuşmak düşmez. Nasılsın merak ediyorum. Her şey yolunda mı? Gerçekten yakın olmak isterdim. Zor bu gerçekten zor.. Onunla mısın yine? Senaryolar üretiyorum kafamda. Kaç gün var bize kalan? Kendimle çelişiyorum ah bu gurur! Ama diyorum elimden geleni yaptım.. Yine mi yanlış zamanlama? Hiç mi tutturamadık doğru zamanları. Kader deyip geçmeliyiz öyleyse. Peki ya geçmiyorsa? Sonuna bilemediğim ve bilemeyeceğim bir hikaye. Aslında olası bir tahminim var. Yine söylemeyeceğim. Korkuyorum ya gerçek olursa diye. Bazen kendimden bile nefret ettiğimi itiraf etmeliyim sanırım.. Sana olan zaafımdan dolayı.. Güçlüyüm ben aslında, bir tek sana yeniliyorum. Ama yine susacağım.. Geç kalacağım belki yine.. Sadece bilmeni istediğim ben hep buradayım, senin yanında . . . . .

Merve Kılıç

" Gökten 3 elma düşmüş :) "

Bugünlerde bir yaşlanma fobisi başladı ki bende sormayın. Havalar da pek güzel. Pırıl pırıl güneş, cıvıldayan kuşlar, çiçekler böcekler falan modundayken olacak şey mi yani? Daha yeni bitti 23 yaşım. Ama bu bendeki 30'u devirdim haleti ruhiye nasıl olacak? Zaten en yakın arkadaşlarımdan ikisi de evlenip yuvalarını kurdular an itibarıyle :) Ama yok bununla bitti sanmayın.. Uzun yıllar görmediğim arkadaşlarla karşılaşıyorum ya da pek malum internet sitelerinde rastlıyorum. Efenim ben nişanlandım bakın bunlar da foto.larımız, pek ciciyiz değil mi ehe ehe hadi darısı bekarların başına mesajları. Ya da, yok efenim bakın biz evleniyoruz çok mutluyuz aha bu da davetiyemiz mutlaka bekliyoruzlar... ve tüm bunlardan bir tık ötesi :) Bizim bebişlerimiz bile oldu aman da aman, elinizi çabuk tutun bak kapılanlar kapılıyor, kalanlar çürük domates, evde kalacaksın esprileri... E tamam anlıyorum mutlusun _daha da mutlu ol Allah bozmasın_ da bu nedenle herkes mutlu olsun istiyorsun peki ama ben belki böyle mutluyum yani olamaz mı ki? Belki en olası ihtimalimi de (kendimce) elimden kaçırdım arkasından mendil salladım.  O da gitti ellere yar oldu, olmakla kalmayıp taktı tek taşını attı atının terkisine aldı gitti yani.. Sonra ben de baktım bu işin oluru yok artısı iyiler kapılmış belki evet ya da çok megalomanım benden iyisi yok diyorum beğenmiyorum, olmuyor. Belki öğrendim ben kendimle mutlu olmayı ya da birine bağlanmaya ihtiyaç duymadığımı farkettim, böyle yaşayıp gidiyorum işte. 'Anne benim koşmam gerek, istemiyorum pilav yapmak' (Nil) modundayım :) Sen kır dizini otur kocanla, birlikte yemek yapın, film izleyin filan ya da çocuğunuzun geleceği hakkında planlar yapın :)
Ama bırak, ben böyle kalayım. Cidden diyorum. Beni zaten bu tavırlarınızla yaşlandım moduna soktunuz bir de sorumlulukların artmasıyla. Yok yahu, ne yaşlanması hem? Durun daha en güzel çağımdayım :) Yaş alıyorum yaşlanmıyorum ben. Hayallerim var, görmem gereken şehirler... Şöyle dertsiz tasasız dünyayı filan gezsem diyorum mesela.. Başka yapmak istediklerim de var. Belki o sıralarda, yolun bi yarısında karşılaşırız olur mu olur, her şey mümkün hayatta :) Ya da belki Kıvanç Tatlıtuğ gibi bir insan evladı çıkar Gerard Butler da olur bak karışımı bir şey, ona da hayır demem :) Yıldırım aşkına tutulur evlenirim belki sağım solum belli olmaz benim :) Sonra değmeyin keyfime :)
Tabi işin şakası tüm bunlar.. Yazının da bir anafikri yok zaten. Kendi kendime konuştum eğlendim biraz. Sizler de gülümsediyseniz  ne güzel! Siz pek takmayın yine de yazdıklarımı, öyle takılıyorum sadece :)

Gökten 3 elma düşsün:
Biri evli-mutlu-çocuklulara,
Biri bekar-mutlu-çocuksuzlara
Diğeri de çürüktür zaten, o da evde kalmışlara gelsin :)

Kötüyüm ben kötüyüm...... :)))

Merve Kılıç

Doya doya yaşa hayallerindeki hayatı!

Her şeyi yaşadın sanıyorsun ya, hayır yaşamadın. Hayat devam ediyor ya hala, son nefesin vermedikçe bitmez hiç bir şey bitmez hayaller.. İzin vermemelisin buna. Biraz çaba sarfetsen görebilirsin, hala güzellikler var bu dünyada. Masum kalmışlıklar var. Evet gittikçe kaybediyoruz bir şeyleri biliyorum ama düştükçe kalkmayı da zaten öğrenmedik mi? Tüm yaşananlar birer tecrübe ve bu tecrübelerle atılan her adımda daha dimdik yürümeli yeni bir şekilde hayatta. Kim olduğumuzu, benliğimizi unutmadan ama.. Eğer biz de herkese benzersek ne farkımız kalır ki diğerlerinden. Bırak, herkes bilmesin herkes görmesin zaten. Sen kendini bil yeter. Anlatmaya çalışma, bırak anlamaya çalışsınlar. Kapanma ama dünyaya da aç gözlerini aç kalbinin kapılarını. Nefret etme hiç bir şeyden, hiç kimseden. Onlar da bir şeyler öğretti ya sana, niye kızıyorsun? Kim ne derse desin umursama, sen ne şekilde istiyorsan, nasıl yapabiliyorsan yap elinden geldiği kadar. Hemen pes etme, diren sonuna kadar, şansını da zorla biraz. Risk almak da gerek bazen. Denemeden bilemezsin. Yaptıklarından pişman olma. Yapamadıkların için cesaretini topla ve harekete geç! ..ve doya doya yaşa hayallerindeki hayatı!

Merve Kılıç

Deniz ... (#)

Deniz her zaman huzur veriyor bana. İster yaz ister kış hangi mevsim olursa olsun. Özlüyorum deniz görmeyi. Bütün günümü onu izleyerek geçirebilirim :) Kaçıp gidesim geliyor zaman zaman.. Şu kısa bayram kaçamağını da deniz kenarında geçirdiğim için çok mutluyum. Sade sessiz sakin.. Duyan da 60 yaşı devirdim sanacak :) Arada istiyorum ama kendimle kalmayı. İyi geliyor. Düşüncelerinizin netleşmesi kafanızı toparlamanız için de çok iyi. Yeni bir ben buluyorum bazen. Çok net ve kararlı. Her şeyi yapabileck güçte hiçbir engel onu yıldıramayacak gibi. Keşke onu hiç kaybetmesem diyorum…
Bugün Eylül ayında denize girmenin keyfini yaşadım. Su biraz serindi, güneş kavurmuyordu ama güzeldi işte. Elimde kitabım ‘Hayallerinizdeki Hayatı Yaşayın’. Kulağımda ipod bi yandan da müzik dinleyen bir kız. Gözünde kocaman güneş gözlükleri, geniş kenarlı bir şapka, tatlı bir bronzluk tam tatil modunda! Arasıra müziğe takılıp sesini biraz daha açarak dinledim, içimden melodiye eşlik ederek. Kimi zaman sesini biraz daha kısıp kitaba gömüldüm. Kaldırdım başımı güneşe baktım hissettim hafif rüzgar esiyordu. Akşam olmaya başlamıştı. O sadelikte kendi kendime öyle mutlu ve huzurluydum ki! Hiçbir şey istemezdim o anda. Kendi kendime yetebilmeyi öğreneli çok olmuştu ve sanırım özlemiştim de bu zamanları. Aynı şarkıyı 3 kere başa sarıp dinledim. Etrafıma bakındım. Kalabalık yoktu. Küçük bir çocuk geçerken gülümsedi aynı şekilde karşılık verdim. Mutluluk etrafa yayılıyor bence gülümseme de bulaşıcı. Etrafa neşe saçabilmek gibisi yok. Mutlaka dertler sorunlar var insanın hayatında her şeyin mükemmel olması mümkün değil. Ama bazen küçük şeylerden de mutlu olabilmek güzel. Hiçbir şeye ihtiyaç duymadan. Yalnız kendiniz ve doğa. Dalgaların kıyıya vuruşunu izlemek güzel, güneşin batışını…
Bu düşüncelerden sonra… Gitmeden bir kez daha yüzmek istedim. Attım kendimi serin maviliklere. Yorulana kadar yüzdüm, yüzdüm.. Yüzüme çarptı dalgalar…Gerçeği gördüm :) İçimi ısıtan güneşten o sakin mutluluktan gerçek hayata döndüm.. Ama yine de güzeldi her şey, çok güzel…
Sonra, bu yazıyı yazdım mutluluğumu biraz paylaşayım belki de artarak çoğalır, güzellikler artar diye :) Biliyorum, o an’a gidebilme özlemi yaratıyor insanın içinde ama zihnimizde yarattığımız hayaller de bizi mutlu edebilir bence bir deneyin ne kaybedersiniz ki hem :) Dilerim tüm güzellikler bizleri hiç bırakmasın :)

10/09/2010
Merve KILIÇ