Vazgeçtim.

Üzgünüm. Benden inanmak kabiliyetini almışlar, senden sahiplenmek. Şimdi birbirinden uzak, aidiyetsiz iki yabancıyız sadece. 

Düşünüyorum da sen hiç bana ait olmadın ki zaten. Ben ne kadar çabalasam da senden kendinden öteye geçemedim. Kendi hayatın vardı senin, kendi planların, kendi isteklerin. Olmak isteyen olurdu yanında. Sen böyleydin nasılsa. 

Ben ne kadar orta noktayı bulmaya çalışsam ne kadar yaklaşsam da mesafe değişmiyordu. "Sen"ler üzerine kurulu bir dünya. Benim için hiçbir şey yoktu. Hiçbir çaba. Hiçbir plan. Sadece sıradan... 

Silkindim sonra. Kendime geldim. Beni bu kadar hiçe sayan bir adam için neden kendimi yıpratıyorum dedim. Amaç ayrı hayatlar çizmekse ve herkesin "kendi" hayatıysa birlikte olmanın ne anlamı vardı ki? İlişki denilen şey böyle bir şey değildi. Sahi biz ne zaman "biz" olmuştuk? Anımsamıyorum. 

Bazen yetmiyor işte. Birbirini anlamadıktan sonra. Paylaşılanlar her geçen gün azalıp anlamsızlaştıktan sonra. Gitgide daha da duygusuzlaştıkça. Aşkı kaybedeli zaten çok olmuştu da en azından sevginin yerini alışkanlığa bırakmamış olsaydık. 

Sonra senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım. Benden vazgeçtiğin için ben de senden vazgeçtim.(*)

Ne de güzel anlatmış.. (*) (Frida'dan Diego'ya)



Merve Kılıç


Güzel şeyler bizim tarafta değil


Bu noktaya gelmemize sen sebep oldun. Ben sadece yanlış kişiye inandım. 

Mart ayının sıradan bir Pazartesi akşamıydı. Antalya'dan İstanbul'a dönüyordum. Senin de iş yemeğin vardı o akşam. Havalanında kısa konuşmamızda yolda olduğunu söylemiştin. Eve geldiğimde seni aradım. Yaklaşık 2,5 saat boyunca aramama ve mesajlarıma yanıt alamadım. Sonrasında bana yemekteki arkadaşlarından birinin annesinin rahatsızlandığı haberini aldığınızı ve onları hastaneye götürmen gerektiğini söyledin. Telefonlarını da restaurantta unutmuştun. Mantıklı bir açıklamaydı. Olabilirdi. Üstelik her şeyi oldukça biçimde de anlattın. Evin kaçıncı katta olduğuna ve dialoglara kadar. İnandım inanmak istedim buna. 

Birkaç gün geçti. Hiç adetim olmadığı halde -ilk kez- telefonuna bakmak istedim. Sen o akşam -pazartesi akşamı- o tiyatro oyunu için mailleşip program yapmıştın. Oyun esnasında da tiyatrodayım diye mesajlar atmıştın. Ama bana cevap veremiyordun. Ardından da yemek ve hastane konusunda senaryolar yazmıştın. Film ilk orada koptu işte bende. 

Güzel şeyler bizim tarafta değil.. Değer miydi bu kadar yalan söylemene? Güvenimi kaybetmeye? Ben o gün sana olan güvenimi kaybettim. Defalarca sormama rağmen inkar ettin durumu. Üstelik bu saçma durum beni senden şüphe duymaya itti. Böyle basit bir şeyde bile bu kadar detaylı yalan söyleyebilen biri kimbilir başka neler uydurmuştur da ben de inanmışımdır dedim. 

Tabi bu ilkti sadece. Sonra birkaç kez daha sana olan güvensizliğimi boşa çıkarmadın. Sanırım bu senin yapında var. Her şeyi gizleme isteği. Ve tabi kendi başına buyruk davranma. Kendi isteklerini yapıp başkalarınınkini önemsememe gibi. 

Dışardan bakınca daha net görebiliyorum bunu. Sen bana dürüst olmadın. Sen bana içini açmadın. Sen hep yalnızdın aslında ben hep yalnızdım. Seninleyken bile. Ve sen arkadaşlarınla ailenleyken bile. 

Bundan sonra hayat senin. Dilediğince özgürsün. Bütün haftasonunu ayılmadan geçirebilirsin. Amsterdam'a Bruges'e Bangkok'a Hindistan'a single bir gezgin olarak gidebilirsin. Hayatın çarkında yalnız dönebilirsin. Eminim bundan daha da mutlu olursun. 

Birileri gelir birileri gider birileri geçer hayatlarımızdan.
Bazıları da kalır.

Son



Artık bir cümlede bile biz olamayan sen ve ben.. Başlamak ne kadar zor olduysa bitirmek de öyle zor olacak eminim. Ne zaman bu kadar yıprandık ne zaman bu kadar tükettik bilmiyorum. Beklediğim bu değildi senden bizden.. Gözlerine baktığımda beni göremiyordum artık. Bana aşık olduğuna inandığım adamın günden güne değişmesi ve bunu kabullenmeye çalışmak oldukça zordu benim için. Ben uyurken beni izleyen adam gitmişti yerine beni hayatında sıralandaştıran benden ayrı bir gelecek planlayan bir adama dönüşmüştü. Sanırım eskisi gibi de sevmiyordu zaten. Sanki bir terazi vardı ve bir taraf ne kadar çok severse diğerinin sevgisi o kadar azalıyordu.

Bazen kendimi anlatmakta güçlük çektiğim doğru. Belki de çok farklı açılardan bakmamızdandı aynı şeylerden farklı anlamlar çıkartmamız. Ben senin hem ailen hem arkadaşın olurdum da sen benim için bir yer ayırabilseydin. Elbet ben de hatalar yaptım. Bir kısmı güvensizliğimden kaynaklanıyor bu bir mazeret olamaz olmamalı ama sen de biraz çabalasaydın da birlikte yenseydik olmaz mıydı? Üzgünüm.

Şimdi bitiyor artık şimdi biliyorum bir sonu yaşıyoruz. Sabah uyandığımda yüzün olmayacak yanımda, sarılıp uyuyamayacağım, film izlerken ya da gece çıktığımızda uykum geldiği için şikayet ettiğin ben olmayacağım. sabah benim yüzümden erken uyanmak zorunda kalmayacaksın hem. Hem belki daha güzel olur her şey.. Zamanla..

Biliyorum her şeye alışacağız.
Ne yaşadıysam iyi ki yaşadım.

Teşekkür ederim tüm iyi ve güzel şeyler için.

Yolun sonu.

hoşçakal

3 Temmuz 2012

Bugün.. Sanırım bugün istanbul'dan ayrılmak için yeniden gün saymaya başlayabileceğim bir gün. Son 10 gün filan kaldı ve ben bu kısa sürede mucizevi bir şey olacağına inanmıyorum. Alıştım taşınmalara, şehir değiştirmeye, en baştan adapte olmaya. Her biri benden bir şeyler aldı götürdü, yeni şeyler öğretti. Değiştirdi. Beni ben yaptılar. Yaşadığım her şey ve hayatıma giren herkes. Fakat kötü yanı, ait olamamaya ait hissedememeye başladım bir yerden sonra. Bavulum hazır bekledim hep, gitmelere alışık olduğumdan. Her zaman eksik kaldı. Hiç tamamlanmadı ki. Eksik kalmış her şey buruk bir tad bırakır. Güzelliği ondadır belki. Vedalar etmeye de alıştım. Ne olur ki eşyalarımı kolilere doldururum. Gün doğana kadar devam eder bu. Sonra unuttuğum  bir not çıkar belki, bir bilet, küçük önemsiz gibi duran herhangi bir şey. Yine gidiyorum. Düşünürüm neler geldi geçti ve daha neler yaşanacak acaba. Hayatta her şey sürpriz. Sabah bir kamyona yüklenir ve gider eşyalar. Ben de valizimi alır çıkarım. Son bir kez bakarım. Son kez deniz kokusunu çekerim ciğerlerime. Sen de hoşçakal derim. Maceramız buraya kadarmış. Başka bir hikayede görüşürüz belki. Tek bildiğim ne sen bıraktığım gibi kalırsın ben gittikten sonra, ne de ben... Zaman ileriye akar daima. İyi ki yaşadım derim. Tadına doyum olmayansın sen. 'Hoşçakal!'

Her seçim bir vazgeçiş.

Aylar oldu buraya yazmalı, hatta yazı yazmayalı. Bazen öyle tembel oluyorum ki bırakın iki satır karalamayı tek kelime etmek istemiyorum.
Öyle anlar geliyor ki. Her şeyden vazgeçme, pes etme noktasını geliyorum. Hayat bazen gerçekten zorluyor insanı ve psikolojik olarak daha fazla devam etmeye gücünüz kalmıyor. Şimdi bu yazdıklarımdan depresyondaymışım havası çıkıyor ama depresyonda değilim. Sadece bir şeylerin değişmemesinden tekdüzelikten ve belirsizlikten oldukça sıkıldım. Bir şeylerin varlığını kabul etmemek onların var olduğu gerçeğini değiştirmiyor çünkü ve ben bir süredir yok sayarak yaşıyorum. Sonra yine bir noktada o düşünceler hayatımın en dandik anlarında kendini gösteriyor. Sadece bekliyorum.
Hayatımda hiç kimseye tam anlamıyla güvenemiyorum. Çünkü ne zaman güvenmeye başlasam onlar mutlaka güvenimi kıracak hareketlerde bulunuyorlar ve ben  yine vazgeçiyorum. Belki böyle yaşamak daha zor bilmiyorum ama diğer türlü de daha acı verici sonlanacağını düşünüyorum.
Hayal kurmuyorum artık. Hayallere inanmayacak kadar büyüdüm. Bir söz vardı. "Önce hayaller ölür, sonra insanlar." Ben ölmedim. Ama yine de boğulacakmış gibi hissediyorum bazen. Akışına bırakmayı denedim. Pek bir şey değişmiyor. Kendini zorlaman ve çabalaman lazım diyorlar, bir şeyi istiyorsan eğer asla pes etme. Onu da denedim. Yine bir şey  değişmedi. Daha uzun zamanımı aldı ve daha çok yıprandım sadece. Bunların hepsi birer aldatmaca gibi geliyor. Birinin kendini iyi hissetmesi için söylenen yalanlar gibi. Değişmeyeceğini herkes biliyor ama yine de bir açık kapı ya da pozitif düşünce safsatası. Eğer bir şey olmuyorsa fazla zorlamamak lazım bence. Olmayınca, ne yaparsan yap, olmuyor!
Her seçim bir vazgeçiştir ya. Bu zamana kadar hep yanlış şıkkı mı seçtim peki? Ben yanlış yapmadım. Hepsi kendi içinde, o anın koşullarına uygun olarak kendim için en  iyisi olduğunu düşündüğüm seçimlerdi. Diğerini seçseydim değişir miydi, bundan emin değilim. Seçim yapmadığın sürece her şey mümkün. Bunları yaşamam gerekiyormuş, böyle olması gerekiyormuş deyip geçiyorum işte.
Yoruldum artık. Bir şeyler için çabalamaktan, beklemekten sıkıldım. Elimde geleni yapmaya çalışıyorum. Ve yazıyı şu sözle bitiriyorum.


"Every story has a happy ending. If it is not happy, then it is not over yet." 


Yani;

"H
er hikaye mutlu sonla biter. Eğer mutlu değilse, henüz bitmemiştir."





Merve Kılıç
.

Nokta



Onca zaman geçtikten sonra... Ne çok söyledim ne çok anlattım seni. Artık bitti dediğim zamanlarda bile hep içimde bir yerlerde hüküm sürmeye devam ediyordun ve ben sadece kendimi kandırıyordum. Sana yenik düşüyordum her seferinde. Senin tek bir sözün inşa ettiğim tüm duvarları yıkmaya yetiyordu. Bitmez sanıyordum. Bitiyormuş meğer. Zaaflarım yok. Heyecan yok artık. Tuhaf! Şimdi geriye dönüp baktığımda neler yaşamışım içimde neler büyütmüşüm diyorum. Kendime şaşırıyorum. Bir masal kahramanıydın sen. Ve ben uyandığımda geç kalmıştım. Fotoğrafına bakıyorum şimdi. Boş gözlerle.. O adam sen değilsin sanki. Yaşlanmışsın. Ne çok değiştik ikimiz de. Artık hiç bir anlam ifade etmiyorsun bende. Asıl şimdi diyebiliyorum gerçekten bitmiş. Zaten hikayenin kahramanları bu hikayeyi çoktan terk etmiş.


Merve Kılıç