Zaman öyle çabuk geçmiş... Büyüyoruz derken kırıklar kırışıklıklar baş göstermiş.. Büyümüşüz de ama en çok unutmuşuz.. Yılları, yaprakları saymamışız, bir bir geçerken günler saatler… Peşisıra kovalarken akrep yelkovanı hayat koşuşturması sarmış bizi.. gözümüzün önünden geçen bir film değil gerçekleşmeyen hayallermiş. Yarım bıraktıklarımız ve asla geri dönüp yaşayamayacaklarımızmış.. pişmanlık değil bu özlem.. ince bir sızı.. hani hep orada bir yerde durur ya.. içten içe büyür belki de unutursunuz bile varlığını. Sonra hiç hesapta yokken bir anda bir sancı kaplar bedeninizi. Göz bebekleriniz büyür o anda. Anlamaya çalışmak istersiniz ama hep inkar eder beyniniz. Hep başka bir ihtimal daha vardır ya hastalıklı bir hala dönüşmüştür artık düşünceler. Kurtulmak istedikçe daha içine çeker sizi. Sorular zihninizi kemirir durur. Gece olur bomboş etrafı seyrederken bulursunuz kendinizi. Telefonlar çalar ama hiçbiri cevaplanmaz. Yemek yemeyi bile unutursunuz. Tek kelime etmezsiniz de. Kendi kendinize hapsolmuşsundur artık ve zamanı geri çevirmek imkansızdır. Geçsin bitsin istersiniz. Geçer de o yara kapanır da.. Ama eğer o kesik derinizin biraz altına geçmişse artık işlemişse bedeninize varlığını unutmanız yetmez, onu artık ömür boyu taşırsınız… Gözünüze çarpar bazen içinizi sızlatır.. işte o an onu gizleyip yola devam etmek istersiniz, edersiniz de… Ama neye yarar! Sizin görmezden gelmeniz, gerçeği değiştirmez. Sonra yıllar geçer… bir gün olur, bir gün gelir… ilk günkü gibidir.. o sakladığınız yara izi öyle çok acır ki ölmek istersiniz, ama ölemezsiniz…
Yazabilmek, üretebilmek için zihni serbest bırakmak gerekir. Ancak tüm zincirlerinden ve onu esir eden fikirlerden arındığında artık özgür olur. M.K. * Blog'umdaki tüm yazılar bana aittir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Diğer Yazılarım
-
►
2014
(1)
- ► Haziran 2014 (1)
-
►
2013
(3)
- ► Aralık 2013 (3)
-
►
2012
(5)
- ► Temmuz 2012 (1)
- ► Haziran 2012 (1)
- ► Şubat 2012 (2)
-
▼
2011
(17)
- ► Aralık 2011 (1)
- ► Kasım 2011 (4)
- ► Eylül 2011 (2)
- ► Ağustos 2011 (2)
- ► Nisan 2011 (1)
- ► Şubat 2011 (3)
-
►
2010
(33)
- ► Aralık 2010 (4)
- ► Eylül 2010 (5)
- ► Ağustos 2010 (2)
- ► Temmuz 2010 (3)
- ► Haziran 2010 (4)
- ► Mayıs 2010 (5)
- ► Şubat 2010 (2)
2 yorum:
"yar-a"... ilginçtir kelime kökleri. hem uçurum, hem sevgili anlamına gelmesi tesadüf değil tek kelimenin. ve türemiş halinin "acıtan iz" anlamına gelmesi de tesadüf olmamalı. genellikle geçmez geçmiş ve gelmez gelecek. ömür bir "o an"lar geçidi. ne gözünü alabilir bazen insan ne de göze alabilir. ve en büyük yaralar böyle başlar. zaman durur, geçmiş ve gelecek unutulur. ve yönelme hali vuku bulur; tüm yaralar "ya-a"
düşündürücü olduğu kadar gerçek bir yazı olmuş, teşekkürler..
Orpenk
Yorum Gönder